Yazar Biyografisi
Atatürk ve Sabiha Gökçen Saros Körfezi'nde
Cumhuriyet'in ilanıyla beraber her ilimizde modern Türkiye’nin sembolü olan Atatürk heykellerini ve Cumhuriyet meydanlarını görebilirsiniz. Genelde valilik binalarını da içine alan bu meydanlarda yapılan Atatürk Anıtı, kurtuluş ve kuruluşun simgelerine yer verilir.
Heykellerinin yapılmasına çok sıcak bakmayan Atatürk’ün çok beğendiği ve övgü yağdırdığı heykelleri de olduğunu biliyoruz. İzmir Cumhuriyet Meydanı’ndaki İtalyan Pietro Canonica’nın yaptığı heykeli gezen Atatürk, kendi heykelinden çok, heykelde bulunan Kurtuluş Savaşı motiflerini hayranlıkla izlemiş ve duygulanmış. Cumhuriyet devrinin ilk Atatürk anıtları olan Sarayburnu ve Konya Atatürk Anıtları Avustralyalı Heinrich Krippel’e yaptırılmış. Ankara’da Ulus Meydanı'na ve Samsun’a dikilen anıt da aynı heykeltıraşa ait. İstanbul Taksim Cumhuriyet anıtıyla, İzmir Anıtı ve Etnografya Müzesi önündeki anıt İtalyan Pietro Canonica’nın eseri. Geçen yıllarda kaybettiğimiz heykeltıraş Tankut Öktem’in aynı kompozisyon anlayışıyla yaptığı eserler de meydanlarımızda ölümsüzleşiyor.
12 Eylül’den sonra her yere Atatürk heykeli yapılmasına karşı çıktım. İzmir’de o zihniyetle yapılan heykellerin bir kısmının çok kötü olduğunu biliyorum. Çünkü kendini heykeltıraş olarak ifade eden bazı kişilerin yaptıkları özensiz eserler, bu meydanlarda sergileniyor ve sergilendikten sonra da kişiye değil kamuya mal ediliyor. Bu durumda da kurumların meydanlara yerleştireceği bu simgesel heykelleri seçerken dikkat etmeli, bir yarışmayla üniversitelerin güzel sanatlar bölümleri veya Kültür Bakanlığı’nca onandıktan sonra yaptırılmasının daha uygun olacağını düşünüyorum.
Buca Belediyesi’nce İzmir’in girişine yaptırılan Atatürk maskının çok gereksiz olduğu ve İzmir’e de hiçbir katkısı olmadığı kanısındayım. Belediye başkanlarının kendi dikte ettirdiği bazı projeler ileride sıkıntı yarattığı biliniyor. Şirinyer Taş Ocakları’nın ucuna yapılan bu mask yerine, keşke yöreye daha çok yatırım yapılsaydı veya bir öğrenci yurdu yapılsaydı. Yapılacak bu yurt ile birçok olanaksız Atatürkçü gencin yetişmesine fırsat sağlanabilirdi.
Edirne Saros Turizm Altyapı Hizmet Birliği’nin (ESTAB) başvurusu üzerine Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nden Prof. Dr. Altan Lök tarafından hazırlanan “yapay resif” projesinin hazırlandığını basından öğrendim. Bu haberde; “Deniz altında canlı yaşamın arttırılması amaçlı yapay resif ile dalış turizmine yönelik açık ve kapalı tarih müzesinin yer alacağı” belirtiliyor. Cumhuriyet tarihinin yansıtılması hedeflenen bu projede; 1000 adet 1 metreküplük yapay resif, 1200 metre kare denizyıldızı şeklindeki kapalı müze, 2 adet açık müze, 1 uçak ve 2 gemi yer alacakmış.
Mayıs sonunda yapımına başlayacak projenin sorumlusu Savaş Yapman, konu ile şunları anlatıyor: “…Biz üçüncü bir misyon yükleyerek Cumhuriyet tarihimizi yansıtalım istedik. Kuru batığa dalacaklarına, tarihimizi aşağıda görsünler istedik.” Yapman açıklamasının devamında;
“Bunu düşünürken de Çanakkale Savaşı olgusunu yansıtması için su altına Çanakkale Savaşı’nı yansıtan heykeller ve resimler koymaya karar verdik. Açık bir müze alanı ve denizyıldızı şeklinde kapalı bir müze yapılmasına karar verdik. Yıldızın her bir kolunun giriş bölümünde Çanakkale Savaşı’na katılmış ulusların nöbet askerlerinin heykelleri yer alacak” şeklinde konuşmuş.
Denize batırılması planlanan gemilerden biri Nusret Mayın Gemisinin benzeri ile İngiliz donanmasından bir gemi olarak düşünüldüğünü belirten Proje Sorumlusu Savaş Yapman, konuşmasına şöyle devam etmiş: "Biz farklı bir anlam katmak istedik. (Ordumuzdan) C-47 alamayınca bir F-4 uçağı konusu gündeme geldi. F-4 indirelim ama ona da bir kimlik vermemiz gerekir diye düşündük. Aklımıza ilk Sabiha Gökçen geldi. ‘Kokpite Sabiha Gökçen’in heykelini koyalım, arkaya da bu ulusun birinci ismi Mustafa Kemal Atatürk’ü koyalım’ dedik. Bana göre tirajı komik eleştiriler geldi.
Sabiha Gökçen hiç F-4’e binmedi şeklinde. Ancak Sabiha Gökçen’in F-4’e binmesi önemli değil, çünkü oradaki kimlik F-4 değil Sabiha Gökçen’dir. Sabiha Gökçen dünyanın ilk kadın savaş pilotudur. Bir savaş pilotu F-4’te kullanır, F-16’da kullanır. Orada F-4 simge, misyon Sabiha Gökçen’dir.”
Özgün bir proje olarak, turizme hizmet vereceği anlaşılan “yapay resif” projesine Çanakkale’de bazı kurum ve kuruluşların karşı çıktığını saygıyla öğrendim. 22 Mart 2001 tarihinde kaybettiğimiz, dünyanın ilk savaş pilotu olan Atatürk’ün “Gökçen Kızı”, Anadolu’nun ve Balkanlar’ın üzerinde bez kanatlı uçaklarla uçtu. Ben de diyorum ki, Sabiha Gökçen günümüzde yaşasaydı, F-4’e değil uzay aracına bile binerdi. Her Atatürkçü biliyor ki, 1996 yılında 83 yaşında olan Sabiha Gökçen, Fransız Pilot Daniel Acton eşliğinde Falkoln 2000 uçağına binmiş ve onunla son uçuşunu yapmış. Uçuştan sonra gazetecilere Sabiha Gökçen duygularını şöyle anlatmış; “Çok mutlu oldum, tabii ki burada Türk Kuşu’nun uçaklarıyla uçuyordum ama tabii onlar daha küçük uçaklardı.”
Atatürk’ün uçağa ve denizaltıya binmediğini biliyorum. Çanakkale Boğazı'nın “Çanakkale Geçilmez” diyerek, vatan müdafaası yapanların batırdıkları yabancı gemileriyle dolu olduğunu biliyorum. Boğazın derinliklerinde dev düşman armadası tarafından batırılan Türk donanmasını ve şehitleri de bulunduğunu da biliyorum. Atatürk’ün, Saroz’un derinliklerinde kalan şehitlerle ve vatanından koparak gelen düşman askeriyle beraber bir deniz müzesinde buluşmaları bana göre çok güzel bir proje. Ben Saroz’a yapılacak bu müzeye 60 yaşında olmama rağmen inmek isterim. Oraya inerek, Atatürk’e, Sabiha Gökçen’e ve yüzyıldır orada yatan askerlere selam vermek isterim.

