Yazar Biyografisi
Biz, Çevre Günü'nü Kutlamayı Hak Ediyor Muyuz?
1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı'nda alınan bir kararla, 5 Haziran günü Dünya Çevre Günü olarak kabul edilmiştir. Bu haftayı, okullarımızda “Çevre Koruma Haftası” olarak kutlamaktayız. Bu çevre gününü kutlamayı acaba bizler hak ediyor muyuz?
Karşıyaka Belediyesi’nin 2009 yılı “Çevre” ödülleri yarışmasında “kişi dalında” birinci oldum. 05 Haziran 2010 tarihinde bu ödülümü alacağım. Bu yarışma için belgelerle ortaya koyduğum çevre çalışmalarımdan bir kısmını özetliyorum.
1990 yılında Manisa Müzesi’nde “Manisa’dan Görüntüler ve Kula’nın Gizemi” adında ilk fotoğraf sergimi açtım. Manisa’da başlayan ve İzmir’de devam eden fotoğraf sergilerimi Ankara Vakıfbank’ta açtığım 100 fotoğraflık bir sergim takip etti. Açtığım 46 sergimde hep Manisa’nın güzelliklerini ve çevre özelliklerini yansıttım. Bu arada fotoğraf ödülleri de almaya başladım. Aldığım bu ödüllerden en önemlisi, 1991 yılında Ankara Valiliği'nden kazandığım “Çevre Ödülü” idi. Bu ödülü Antalya Kurşunlu şelalesinde çektiğim bir fotoğrafla almıştım.
İlk sergimde tanıttığım Kula peribacalarına “Kuladokya” adını vermiştim. 1991 yılında, Kuladokya bölgesi Kültür Bakanlığı’nca benim fotoğraflarımla sit alanı ilan edildi. Peribaca oluşumu rüzgar ve su erozyonu olduğu için bana göre bir çevre sorunuydu. Birçok anıt ağacı da bularak, Orman Bakanlığı’na milli park statüsünde tescil ettirdim.
1980’li yıllarda, görev yaptığım Manisa’da Gediz kum ocaklarının ve Gediz nehrinin kirliliğinin çevre zararlarıyla uğraştım. 1998 yılında, Bergama’da temelini attığımız Yortanlı Barajı’nın “Allianoi” antik kentini suları altında bırakacağını üzülerek öğrendim. “Su Altında Kalmasın” kampanyasına var gücümle katıldığım antik kent, baraj gölünün altında kalmayıp turizme açılırsa, halen yörede var olan göç de sona erecektir.
Cumaovası Keler Köyü’nün Deliömer mıntıkasında unutulmuş bir Roma kaplıcası buldum. Kaplıca kayaya oyulmuş iki odadan ibaretti, termal su, antik bir galeriden geliyordu. Kaplıcanın mülkiyetin Özel İdare’ye geçmesini sağladım. Yapılan Tahtalı Barajı nedeniyle yoksullaşan yöre insanları için, Roma Kaplıcası çevreye saygılı bir turizm yatırımının yapılmasını bekliyor.
1995 yılında, görev yaptığım Devlet Su İşleri tarafından, İzmir’in çöp depo sorunuyla ilgili olarak Çevre Müdürlüğü başkanlığında oluşturulan bir komisyonda görevlendirildim. Komisyon olarak İzmir’in yeni çöp depolama yerlerini seçtik ve İzmir Valiliği'ne önerdik. O gün önerdiğimiz çöp aktarma istasyonlarının günümüzde işlev görmesi beni çok mutlu etmiştir. Artık ilçeler çöplerini orman içine atmıyor, mevcut ana çöp depo sahasına gönderiyorlar.
Aynı heyet, İzmir’de naylon torba atıkları konusunda bir de proje üretmişti. Projeyle, marketlere naylon poşet yerine file ya da bez torba kullanılmasını önermiştik. Önemli bir market zinciri karşı çıkınca projemiz gerçekleşememişti. İzmir’in her yerinin naylon poşet istilası altında kalması, o marketin çevre anlayışı olarak belleğimizde yerini almıştır. Bu konunun acilen çözülmesi gerektiği kanısındayım. Doğa, naylon atıklarını yok edebilmek için 400 yıl uğraşacak ama yok edemeyecektir.
Ben, ilk önceleri sadece güzellikleri fotoğraflardım. Sonradan objektifimi bozulan doğaya çevirmeye başlayarak çevre temalı karşılaştırmalı konferanslara başladım. Bu sunumlarımın ilkini Ankara’da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün 75. Yıl etkinliğinde gerçekleştirdim. Yaptığım çevre sunumunda; su, göl, deniz, baraj, orman ve doğanın güzelliklerini gösterdikten sonra, kirlilik görüntüleriyle sunumumu sona erdirdim.
Yıl 1998, Balçova Barajı'nın içinden geçerek Konak ilçe Kavacık Köyü'ne yolumu bilmeden düşürdüm. Saat sabahın sekiziydi, şelale fotoğrafları çekiyordum. Elimde bulunan şelale fotoğraflarını gören İbrahim Mantar, “Bizde ne şelaleler var” diyerek beni Maden deresine götürdü. Üzerinde üç şelale bulunan bu derenin adının neden Maden olduğunu sorduğumda, İbrahim’in verdiği yanıt; “Bu derede altın ve bakır var” olmuştu. İbrahim Mantar, “Yörede ekonomik nedenlerle İzmir’e çok göç var, öğrencilerimiz güç şartlarda eğitim için İzmir’e taşınıyor, üzümümüzü de hiçbir kimse bilmiyor” dedi. O, benden Kavacık Üzümü'nü tanıtacak bir festival yapmamı istedi.
1999 ve 2000 yıllarında Kavacık’ta düzenlediğim iki üzüm yarışmasını Konak Kaymakamlığı ve Konak Belediyesi ile koordine ederek gerçekleştirdim. Üzüm yarışmasının sonunda, siyanürle altın aranmasını, İzmir’den gelen konuklarla beraber lanetledik. Yapılan üzüm yarışması sayesinde bilinmeyen Kavacık Üzümü, artık ünlenmiş ve köye ekonomik katkı sağlamaya başlamıştı. Yarışma iki yıl sürdü. 2004 yılında, Konak Belediyesi'nce tekrar yapılmaya başlanan üzüm yarışması, şimdi de Karabağlar Belediyesi tarafından yapılıyor.
Bu yıl, İzmir Konak Meydanı'nda sağanak bir yağmura yakalandım. Bir anda oluşan sel sularının üzerinin tamamen izmaritlerle dolu olarak denize doğru aktığını gördüm. Biraz sonra da tüm mazgallar tıkandı ve durakta mahsur kaldım. Günümüzde İzmir’in her yeri izmaritle dolu, sanki sigara yasağının intikamı sokaklara izmarit atılmakla alınıyor. İzmaritler, önce belediyelerin ızgaralarını tıkıyor, sonrada denize zehir olarak karışıyor. Avrupa’da yerlerde neden izmarit görünmez? İzmir’de otobüs duraklarına ve uygun yerlere sigara söndürme yerleri yapsak, yere atanlara da ceza yazsak olmaz mı?
Çöplerin tasnifini evimde 20 yıldır yapıyorum. Çöp toplayıcılarının çöp tenekelerini karıştırarak geri dönüştürülebilir atıkları toplamalarını önemsiyorum ve takdir ediyorum. Onlar, hem kendilerine hem de ülke ekonomisine katkı koyuyorlar. Çöp tenekesinden ayrıştırılamayan parçalar ise Harmandalı çöp deponisinde başka guruplarca yeniden ayrıştırılıp değerleniyor. Bu geri dönüşümün çevreye katkısı yadsınamaz.
Gürültü de bir kirlilik ve çevre sorunudur. Özellikle dolmuş ve ticari taksilerin 10–15 saniyede bir korna çalmaları da bir işitsel kirliliktir. Hasta mı var, okullarda ders mi yapılıyor, bu kişilerin hiç umurunda değil. Korna çalanları nazik bir şekilde uyarıyorum.
Bana ait şu sloganımla yazımı ve kendimi tanımayı sonlandırıyorum; “Kıyamet kopacak, ama çevreden…” O günleri görmemek için çevreye ve doğaya biraz değil, çokça saygı duymamız gerekir. Saygılarımla…

